Özgün Adı: Making Faces
Yazar: Amy Harmon
Çeviri: Arzu Altınanıt
Sayfa Sayısı:373
İlk Baskı Yılı:2014
Dil: Türkçe
Yayınevi: Yabancı
Tersyüz İçin Övgüler...
"Herkes bu kitabı okumalı. Bu, içinize işleyen ve peşinizi bırakmayan türden bir hikaye. Ne kadar tavsiye etsem az!"
-Aestas book Blog
"Tatlı,buruk,güzel ve ilham verici. Üzücü anlarında bile yüreğimi ısıttı. Bu hikayeyi asla unutmayacağım. Onları asla unutmayacağım."
-Marye's book Blog
"Bu kitap hakkında her yerde konuşacağız. Herkes okumalı. Kesinlikle büyüleyici, duygusal, nefes kesici ve güçlü. Tersyüz'ü okurken hissettiklerimi anlatmaya kelimeler yetmez."
-Totally Booked Blog
"Tek kelimeyle harikaydı! Öyle masum öyle duygusal bir hikayesi var ki bir kaç sahnede kendimi ağlamamak için zor tuttum. Tersyüz, gerçek aşkın, dostluğun ve aile bağlarının önmini bir kez daha anlamamızı sağlıyor. Kesinlikle okuyun!"
-Thecodex Blog, Bir Kitap Koliğin Günlüğü
"Tersyüz, sevginin,arkadaşlığın, kaybetmenin ve hayata dair ikinci bir şansın, duygusal, yürek burkan ama aynı zamanda içinizi ısıtacak, kolay kolay unutamayacağınız öyküsü."
-Tuğçe'nn Kitaplığı
"Benim yeni Güzel ve Çirkin'im, Fern ve Ambrose. Onlarla kesinlikle tanışmalısınız!"
-Sevgili Kitap
"Hiçbir Çirkin, Ambrose kadar yakışıklı, hiçbir Güzel de Fern kadar naif olmamıştı! Tersyüz sizi toplum yargılarının ötesine götürerek, yaralı ve genç kalplerin attığı bu duygusal hikayeyle içine çekecek."
-Romancekolik
***
1
Süper Star ya da Süper Kahraman
Okulun ilk günü-Eylül 2001
Okulun spor salonu o kadar gürültülüydü ki Fern söylediğini duyurmak için Bailey'in kulağına yaklaşarak bağırmak zorunda kalmıştı. Bailey, öğrenci kalabalığının arasından tekerlekli sandalyesiyle geçmek konusunda üstün bir yeteneğe sahipti ama birbirlerini kaybetmemek için onu Fern itiyordu.
"Rita'yı görüyor musun?" diye bağırdı Fern etrafa göz gezdirerek. Rita,Bailey'in de onlarla oturabilmesi için tribünün en alt sırasında olmaları gerektiğini biliyordu. Bailey bir yeri işaret ettiğinde Fern, onun parmağını takip edince Rita'nın memelerini zıplata zıplata deli gibi el salladığını gördü. Kabarık sarı saçları darmadağınık halde bir halde omuzlarına dökülmüş, uçuşuyordu. ona doğru ilerlemeye başladılar. Fern, sandalyesinin kontrolünü Bailey'e bırakıp ikinci sıraya tırmanarak Rita'nın tam arkasına oturdu; böylece Bailey'de sandalyesini sıranın sonuna yerleştirebildi.
Fern, maç önce ortamı canlandırmak için yapılan bu tür toplantılardan nefret ederdi. Ufak tefekti; dolayısıyla birinin ona çarpması ve nerede oturursa otursun onu kışkırtması muhtemeldi. Ayrıca tezahürat yapmaya ve tepinmeye pek hevesli değildi. Bağrışlar, yüksek müzik ve futbolcuların kendilerini coşturma çalışmalarıyla geçen yarım saatten sonra sıkılmıştı.
Birden, "Lütfen Ulusal Marş için ayağa kalkın," diye yüksek bir ses duyuldu ve mikrofondan herkesin irkilip kulaklarını kapatmasına neden olan, bölece spor salonunu susturmayı başaran dayanılmaz bir cızırtı geldi.
"Baylar bayanlar, bugün özel bir ödülümüz var." yüzünde muzip bir sırıtmayla mikrofonu tutan kişi Beans diye bilinen Conner O'Tool'dı. Beans, her zaman bir şeyleri üstlenir ve anında herkesin ilgisini çekerdi. Yarı irlandalı yarı İspanyol'du ve koyu teniyle ters düşen kalkık bir burdui parıltılı ela gözleri ve şeytani bir gülümsemesi vardı. Ayrıca iyi bir konunşmacıydı; mikrofonda olmaktan keyif aldığı belliydi.
"Arkadaşımız Abrose Young bir iddia keybetti. İlk maçımızı kazanırsak bir toplantıda Ulusal MArşı söyleyeceğine söz vermişti." Nefes sesleri duyuldu ve tribünlerdeki ses düzeyi birden yükseldi.
"Ama sade il maçımızı kazanmadık, ikinci maçımızı da kazandık." İzleyiciler bağırmaya tepinmeye başladılar. Beans, "Ve şimdi sözünü tutan bir adam olan Abrose Young, Ulusal Marşı'mızı söyleyecek," diyerek mikrofonu arkadaşına doğru salladı.
Beans ufak tefekti. son sınıf öğrencisi olmasına rağmen takımdaki en kısa oyunculardan biriydi; futbolcudan ziyade güreşçi olmaya daha uygundu. Ambrose de son sınıftı. Ama ufak tefek değildi. Beans'e tepeden bakıyordu; tek bir pazusu bile neredeyse Beans'ın kafasından büyüktü ve bir aşk romanının kapağında görebileceğiniz adamlara benziyordu. İsmi bile şehvet dolu bir yazının kahramanı gibi geliyordu kulağa. Fenrn, bunu çok iyi biliyordu. o tür kitaplardan yüzlerce okumuştu. Baskın erkekler, sıkı karın kasları, yakıcı bakışlar, sonsuza kadar süren mutluluklar... Ama hiçbiri Ambrose Youn'ın yakınından bile geçemezdi. Ne romanlarda ne de gerçek hayatta.
Fern için Ambrose Young masallardan ve filmlerden çıkıp ölümlüler arasına karışmış, inanılmaz yakışıklı bir yunan tanrısıydı. Diğer çocuklardan farklı olarak, upuzun kirpikli kahverengi gözlerine girmesin diye genellikle geri doğru taradığı, omuzlarına dökülen, dlgalı koyu renk saçları vardı. Fazla sevimli görünmesini engelleyen tek şey , adeta bir heykeltraşın elinden çıkmış gibi görünen çenesinin köşeli olması ve bir de henüz 18 yaşında olmasına rağmen çıplak ayakla 1.92 boyunda, 97 kiloağırlığında, dalyan gibi bir görüntüyü ve omuzlarından biçimli baldırlarına kadar kaslı bir vücuda sahip olmasıydı.
Söylentiye göre Ambrose'un annesi, Lily Grafton, New York City'de şöhret olma yollarını ararken, italyan bir iç çamaşırı mankeni ile çetrefelli bir ilişkiye girmiş; onun çocuğunu taşıdığını keşfettiğinde adam anında tabanları yağlamıştı. Reddedilmiş ve hamile bir halde kafasını çalıştırıp eve dönmüş ve seve seve onunla evlenen ve altı ay sonnra doğan oğlunu kucaklayan eski arkadaşı, Elliot Young'ın kollarını sığınmıştı. Kasabada yaşayanlar, büyürken bu yakışıklı oğlana özel ilgi göstermişlerdi; özellikle de ufak tefek , sarışın Elliot Young'ın koyu renk saçlı ve koyu renk gözlü, iri yarı, bir iç çamaşırı mankenine uygun yapılı bir oğlan babası olmasına... On dört yıl sonra, Lily, Elliot Young'ı ter ederek New York'a taşınmıştı. Lily'nin Ambrose 'nun gerçek babasını bulmak için geriye dönüyor olmasına kimse şaşırmamıştı. Asıl şaşkınlık on dört yaşındaki ambrose, Hannah Lake'de Elliot ile kalınca yaşanmıştı.
o zamana kadar, Ambrose bu küçük kasabaya alışmıştı ve insanlar kalma nedeninin bu olduğunu tahmin ediyorlardı. Efsanevi bir savaşcı gibi cirit atabiliyor ve futbol sahasındaki rakipleri sanki kağıttan yapılmış gibi ezip geçebiliyordu. sıradn bir takımı böyle bir şampiyonluğuna taşımıştı ve on beş yaşına bir basketbol topuna smaç basabiliyodu. bütün bunlar şöhret olmak için önemliydi ama pensilvanya'nın Hannah Lake kasabasında böyle müsabaklar için iş yerlerine kapanmasını ve eylat sıralamalarını, piyangodan kazanan numaraları takip eder gibi takip etmesini sağlayan Ambrose Young'ı ünlü biri yapan minderdeki yeteneğiydi.
Ambrose mikrofonu eline aldığında kalabalık biranda sessizleşti ve ulusal marşın çok komik bir biçimde katledileceğinden emin bir halde beklemeye başladı. Ambrose'nin gücü, yakışıklılığı ve atletik becerileri herkesce bilinirdi ama daha önce hiç kimse onu şarkıu söylerken duymamıştı. .Sessizlik baş döndürücü bir beklentiyle doluydu. Ambrose saçlarını geriye doğru attı, sanki rahat değilmiş gibi elini cebine soktu ardından gözlerini bayrağa dkti ve söylemeye başladı.
"Söyle, görebiliyor musun sabahın ilk ışıklarında..."
İzleyiciler şaşkınlıkla nefeslerini tutmuşlardı. Ambrose Young'ın sesi onu içinde saklayan pakete çok uygundu. yumuşak, tok ve tahmin edilemeyecek kadar gür. Eğer bitter çikolata şarkı söyleyebilseydi sesi Ambrose Young'dan farklı olmazdı. Fern onu sarıp sarmalayan, bir çapa gibi diplere sürükleyen ve içine bir ses karşısında ürperdi. Bu sesin onu sarıp sarmalaması için kalın gözlüklerin arkasındaki gözlerini fark etmeden kapatmıştı.
"Özgür topraklar üzerinde..." Ambrose'un sesi doruğa ulaşmıştı. Fern, sanki evereste tırmanmış gibi soluk soluğa coşkulu zafer kazanmış hissediyordu. " ve cesur insanların yuvası!" kalabalıktan müthiş bir uğultu koptu ama Fern hala o son noktada takılı kalmıştı.
"Fern!" Rita'nın sesi çınladı. Fern'in bacağını dürttü. Fern oralı olmadı. Anın tadını çıkarıyordu: ona göre tüm gezegendeki en güzel sesi duyduğu anı ...
Rita'nın kız arkadaşlarından biri, "Fern il orgazmını yaşıyor," diye kıs kıs güldü. Fern bir anda gözlerini kocaman açınca Rita, Bailey ile Cindy Miller'in yüzlerinde kocaman bir sırıtışla ona baktıklarını gördü. Neyse ki alkışlar ve tezahürat sesleri çevrelerindekilerin Cindy'nin bir küçük düşürücü yorumunu duymasını engellemişti.
Fern, ufak tefek bedeni, solgun yüzü, parlak kızıl saçları akılda kalması zor yüz hatlarıyla kolaylıkla gözden kaçabilecek, görmezden gelinebilecek ve asla hayalkleri süslemeyecek türden bir kız olduğunun farkındaydı.
***
-Kitabın diğer kapağı-
-Yazar-
Hayal ettiğim Abrose ve Fern :)
Fern, Ambrose ve Bailey karakterlerinin başrol aldığı bir kitap tersyüz.
Fern Lise son sınıf öğrencisidir. Ve varoluş sebebinin tekerlekli sandalyeye mahkum olan Bailey den dolayı olduğunu düşünür. Çünkü fern kuzeni Baileyi eli ayağı koludur. Yalnız ona yük olmuyor aksine onunla eğleniyor onu kuzenden çok kardeş arkadaş sırdaş olarak görüyor.
Ambrose ise okulun güreş takımında oynamaktadır ve çok yakışıklıdır. Fern'in aşık olduğu çocuktur. Fern hiç bir zaman Ambrose'nin ona bakmayacağını düşünür çünkü kendisini çok çirkin bulmaktadır.
Ambrose Lise bittiğinde dört arkadaşı ile birlikte askere gider. Arkadaşları hayatını Ambrose ise yüzünü kaybeder. Fakat Fern'in aşkı...
***
Tersyüz'ün neresinden başlasam anlatmaya, ne kadar duygularımı dökebilirim yorumuma bilmiyorum. Öyle ki tavsiye etmek değil gidip zorla okutmak istiyorum herkese bu kitabı. MUHTEŞEMDİ...
Yorumum ne kadar çok kişiye ulaşır ne kadar çok kişiye duyurabilirim bende bıraktığı hislerimi onu da bilmiyorum.
Ne zamandır seçtiğim romanlardan mıdır, yoksa benzeri olmadığından mıdır bilmem böyle bir aşk romanına uzun zamandır rastlamadım.
Gerçekçi, Duygusal, Espirili oluşu sizi içine o kadar çok çekecek ki karakterlerin arasında bir yerde olmak isteyeceksiniz. Kesinlikle sıkılmayacak bir solukta bitirmek isteyeceğini türden bir kitap. Aile bağlarını ve aşkı o kadar duru anlatmış ki, trajedik olaylar olsa bile yaşamak isteyeceğiniz türden bir hikaye. Kesinlikle Okuyun, pişman olmayacaksınız daha da ileri gidiyorum bana Teşekkür edeceksiniz;)
Puanım A+










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder