Yazarı: Jamıe McGUIRE
Sayfa Sayısı: 424
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı
Aşıksan başın
belada!
Abby Abernathy
karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile
etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu
dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor.
İyi kız ve kötü
çocuk... Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi?
Devam Kitabı
Birinci Bölüm
Kırmızı Alarm
Odadaki her şey
bana buraya ait değilsin diyordu. Merdivenler dökülüyordu, bağıran seyirciler
omuz omuza duruyorlardı ve havada ter, kan ve küf karışımı bir koku vardı.
Bağırarak söylenen sayılar ve isimler arasında sesler birbirine girdi, herkes
kollarını uzatmış birbirine para veriyor ve gürültü yüzünden anlaşabilmek için
el işaretleri yapıyorlardı. Kalabalığın arasından sıkışarak geçip en yakın
arkadaşımın peşinden gittim.
“Paranı
cüzdanından ayırma Abby!” diye bağırdı America. Gülümsemesi loş ışıkta bile
kendini belli ediyordu.
“Ayrılmayın,
başladığında ortam daha da kötü olacak!” diye bağırarak gürültünün sesini
bastırdı Shepley. Shepley bizi bir insan denizinin içinden geçirirken America
önce onun, ardından da benim elimi tuttu.
Bir hoparlörün
keskin iniltisi dumanlı havayı adeta yardı. Sesten ürkerek sıçradım ve nereden
geldiğini bulmak için etrafa bakındım. Bir adam tahta bir sandalyede oturmuş
bir elinde bir tomar para, diğerinde de megafonu tutuyordu. Megafonu ağzına
götürdü.
“Kan banyosuna hoş
geldiniz! Eğer İktisat 101'i arıyordum diyorsanız… yolunu feci şaşırmışsın
hocam! Eğer Çemberi arıyorsanız, tam yerine geldiniz! Benim adım Adam.
Kuralları ben koyarım ve kimin kazandığını ben söylerim. Rakipler sahaya
çıktıklarında bahis faslı biter. Dövüşçülere dokunmak, yardım etmek ve ringe
yaklaşmak yasak! Eğer bu kurallara uymazsanız ölesiye dayak yer ve paranızı
kaybedip dışarı atılırsınız! Bu sizin için de geçerli hanımlar! Yani, dalganızı
sistemi sömürmek için kullanmayın çocuklar!”
Shepley başını salladı.
Gürültüyü bastırarak “Sen adam mısın, Adam!” diye bağırdı mc’ye, belli ki
arkadaşının konuşma şekli hoşuna gitmemişti.
Kalbim yerinden
çıkacakmış gibi atıyordu. Pembe kaşmirden bir yelek ve inci küpelerimle kendimi
Normandiya Çıkartmasındaki çıtı pıtı bir öğretmen gibi hissediyordum.
America’ya neyle karşılaşırsak karşılaşalım başa çıkacağıma söz vermiştim, ama
şimdi olay yerine gelince onun kürdan gibi koluna iki elimle sarılmak
istiyordum. Beni tehlikeye atacak bir şey yapmazdı ama kısa yoldan para kazanmaya
ve kan görmeye odaklanmış 50 sarhoş üniversite öğrencisiyle bir bodrum katında
olmamız nedeniyle buradan yara bere almadan çıkma şansımızın pek de yüksek
olmadığını düşünüyordum.
America okul
oryantasyonu sırasında Shepley ile tanışmasının ardından Eastern
Üniversitesindeki farklı bodrumlarda yapılan gizli dövüşlere onunla birlikte
gitmeye başlamıştı. Her dövüş farklı bir yerde yapılıyor ve başlamasından bir
saat öncesine kadar mekânı gizli tutuluyordu.
Görece biraz daha
süt bir arkadaş çevrem olduğu için Eastern’da bir yeraltı dünyasının olduğunu
öğrendiğimde şaşırmıştım; ama Shepley daha okula başlamadan bunu biliyormuş.
Shepley’nin oda arkadaşı ve kuzeni Travis ilk dövüşünü yedi ay önce yapmış.
Birinci sınıf öğrencisi olmasına rağmen Adam’ın Çemberi yaratıp yönettiği üç
yılda gördüğü en ölümcül dövüşçüymüş. İkinci sınıfa geçen Travis hâlâ
yenilmezliğini koruyordu. Travis ve Shepley kazandıkları paralarla rahat rahat
kira ve faturalarını çıkartıyorlardı.
Adam bir defa daha
megafonu ağzına götürdü ve bağrış çağırışlar feci şekilde arttı.
“Bu akşam yeni bir
yarışmacımız var, Eastern Üniversitesi’nin serbest güreş yıldızı, Marek Young!”
Tezahüratlar
başladı ve Marek odaya girdiğinde kalabalık Kızıl Deniz gibi ortadan ikiye
ayrıldı.
Daire şeklinde bir
alan boşaldı ve güruh yarışmacıyı yuhaladı, ıslıkladı ve ona meydan okudu.
Marek durduğu yerde zıplayıp boynunu sağa sola sallarken yüzünde ciddi ve
odaklanmış bir ifade vardı. Kalabalıktan gelen ses derin bir homurtuya dönüştü
ve ben de odanın diğer tarafındaki hoparlörlerden gelmeye başlayan yüksek sesli
müzik yüzünden ellerimle kulaklarımı kapadım.
“Diğer
dövüşçümüzün tanıtılmaya ihtiyacı yok ama ödümü bokuma karıştırdığı için yine
de tanıtacağım! Erkekler, altınıza yapmaya hazır olun, kızlar kendinizden
geçmeye hazır olun! Size Travis ‘Kuduz İt’ Maddox’u takdim ederim!”
Travis odanın
karşısındaki bir kapıda belirdiğinde müziğin sesini sonuna kadar açtılar. Üstü
çıplak, rahat ve telaşsızdı. Sanki ofisine gelen bir çalışanmış gibi sakin
sakin çemberin ortasına yürüdü. Yumruklarını Marek’inkilerle çarpıştırdığında
dövmelerle kaplı teninin altındaki sıkı kasları gerildi. Travis eğilip Marek’in
kulağına bir şeyler fısıldadığında güreşçi yüzündeki sert ifadeyi korumakta
zorlandı. Marek’le Travis burun buruna durmuş, birbirlerine dik dik
bakıyorlardı. Marek Travis’i öldürmek istermiş gibi bakıyordu; Travis ise biraz
eğleniyormuş gibi.
Birkaç adım
gerilediler ve Adam başlangıç düdüğünü çaldı.
Marek savunma
pozisyonu alınca Travis atağa geçti.
Ringde olanları
göremeyince parmaklarımın ucunda kalkıp sağa sola eğilerek ne olup bittiğini
anlamaya çalıştım. Çığlık atan izleyicilerin arasından santim santim ringin
kenarına doğru ilerledim. İnsanlar dirseklerini kaburgalarıma geçiriyor,
omuzlarıyla çarpıp beni bir langırt topu gibi gibi sağa sola itiyorlardı.
Dövüşçülerin başlarının tepesini görebiliyordum, dolayısıyla kendime yol açarak
ilerlemeye devam ettim.
Nihayet en öne
geldiğimde Marek kalın kollarıyla Travis’i tutmuş yere indirmeye çalışıyordu.
Marek hareketini tamamlamak için eğildiğinde Travis dizini Marek’in yüzüne
geçirdi. Marek darbenin etkisinden kurtulamadan Travis ona daldı ve kanlı
yüzünü tekrar tekrar yumrukladı.
Beş tane parmak
koluma saplandı ve arkaya doğru çekildim.
“Sen ne halt
ediyorsun Abby?” dedi Shepley.
“Arkadan
göremiyorum ki!” dedim.
Dönüp son anda
Marek’in sıkı bir yumruk attığını gördüm. Travis döndü ve bir an için başka bir
yumruğu savuşturduğunu düşündüm, ama Travis dönüşünü tamamlayıp dirseğini
Marek’in burnunun ortasına geçirdi. Yüzüme ve yeleğime kan sıçradı. Marek küt
diye beton zemine yıkıldı ve bir an için odada mutlak bir sessizlik oldu.
Adam, Marek’in
baygın bedenine kırmızı kare bir kumaş atınca kalabalık delirdi. Bir kez daha
para el değiştirdi ve izleyicilerin yarısı ukala yarısı somurtkan bir ifade
takındı.
Gelip gidenlerin
bedenleri beni sağa sola itiyordu. America arkada bir yerlerden bana seslendi
ama göğsümden belime kadar inen kırmızı iz beni hipnotize etmişti.
Bir çift siyah
postal önümde durunca dikkatim yere yöneldi.
Gözlerimi yukarıya
doğru kaldırdım, kan içinde kalmış kot pantolon, heykel gibi karın kasları, ter
içinde kalmış, çıplak, dövmeli bir göğüs ve en sonunda bir çift, sıcak
kahverengi göz. Birisi arkamdan itti ve Travis yere düşmeden beni kolumdan
tuttu.
“Hey! Ondan uzak
durun!” Travis yüzünü buruşturup yanıma yaklaşan herkesi itti. Tişörtümü
görünce yüzündeki sert ifade yumuşayıp bir gülümsemeye dönüştü ve ardından
yüzümü bir havluyla kuruladı. “Bunun için özür dilerim, güvercin.”
Adam, Travis’in
başının arkasını sıvazladı. “Yürü bakalım Kuduz it! Paracıkların seni
bekliyor!”
Travis gözlerini
bir an için bile benim gözlerimden ayırmadı. “Süvetere çok yazık oldu. Sana
yakışıyor.” Bir saniye sonra hayranları tarafından çevrelenmiş, geldiği yoldan
çıkıyordu.
America koluma
asılıp “Aklından ne geçiyordu geri zekâlı?” diye bağırdı.
“Buraya bir dövüş
izlemeye geldim değil mi?”
Shepley “Senin
burada olmaman lazım Abby,” diyerek beni azarladı.
“America’nın da,”
dedim.
“O ringin içine
atlamayı denemiyor!” Suratını astı. “Haydi gidelim.”
America gülümseyip
yüzümü sildi. “Tam bir karın ağrısısın, biliyor musun Abby. Tanrım, seni
seviyorum.” Kolunu boynuma doladı ve merdivenlerden gecenin karanlığına çıktık.
America yurt odama
kadar benimle gelip gülümseyerek oda arkadaşım Kara’ya aşağılayıcı bir bakış
attı. Kanlı yeleği hemen üstümden çıkartıp çamaşırlığa attım.
“İğrenç. Nerelere
gittin?” diye sordu Kara yatağından.
America’ya baktım,
o da omzunu silkti. “Burnu kanadı.
Abby’nin meşhur
burun kanamalarını bilmiyor musun?”
Kara gözlüklerini
yukarı kaldırıp başını salladı.
“Eh,
öğreneceksin.” Bana göz kırptı ve çıkıp ardından kapıyı kapadı. Bir dakika bile
olmamıştı ki telefonumdan bir ses geldi. Her zamanki gibi America, ayrıldıktan
saniyeler sonra bana mesaj atmıştı.
Shepte kalıyorum
yarın grşrz ring kraliçesi
Beni her an
burnumdan oluk oluk kan akacakmış gibi izleyen Kara’ya bir göz attım.
“Şaka yapıyordu,”
dedim.
Kara umurunda
olmadığını göstermek için başını salladı ve çarşafının üstündeki kitap yığınına
döndü.
“Bir duş alacağım
sanırsam,” deyip, havlumu ve duş çantamı kaptım.
“Medyaya haber
veririm,” diye soğuk bir espri yaptı Kara, başını kaldırmadan.
Ertesi gün Shepley
ve America öğle yemeğinde bana katıldılar. Tek başına oturmayı düşünmüştüm ama
öğrenciler kafeteryaya doluştukça yanımdaki sandalyelere ya Shepley’nin yurt
kardeşleri ya da Amerikan Futbolu oyuncuları oturmaya başladılar. Bir kısmı
kavgayı izleyenler arasındaydı ama hiçbiri ringin yanındaki deneyimimden
bahsetmedi.
“Shep,” dedi birisi
yanımızdan geçerken.
Shepley başını
salladı ve America’yla beraber başımızı çevirdiğimizde Travis’in masanın ucunda
bir sandalyeye oturduğunu gördük. Arkasından Sigma Kappa Tişörtü giymiş, motor
kılıklı iki tane çakma sarışın gelmişti. Bir tanesi Travis’in kucağına
otururken diğeri de yanına oturup tişörtünü çekiştirmeye başlamıştı.
America “Galiba az
önce ağzımın içine azıcık kustum,” diye mırıldandı.
Travis’in
kucağında oturan sarışın America’ya döndü. “Söylediğini duydum şıllık.”
America dürümünü
alıp masanın üstüne fırlattı ve az farkla sarışını ıskaladı. Kız ağzını açıp
bir şey söyleyemeden Travis dizlerini açıp kızı yere düşürdü.
Kız Travis’e bakıp
“Ayyy!” diye çığlık attı.
“America benim
arkadaşım. Oturacak başka bir kucak bulman lazım, Lex.”
Ayağa kalkarken
“Travis!” diye inledi.
Travis onu
görmezden gelerek dikkatini tabağına verdi. Sarışın, kız kardeşine bakıp
pufladı ve el ele tutuşup gittiler.
Travis, America’ya
bakıp göz kırptı ve hiçbir şey olmamış gibi boğazına bir lokma daha tıktı. O
sırada kaşındaki küçük bir kesiği fark ettim. Shepley’le bakıştılar ve Travis
karşısında oturan futbolculardan biriyle muhabbete girişti.
Yemek
masasındakiler teker teker kalkıp gittikleri halde America, Shepley ve ben
hafta sonu planlarımızı tartışmak için oturmaya devam ettik. Travis gitmek için
kalktı ama masanın sonuna geldiğinde durakladı.
“Ne?” dedi Shepley
yüksek sesle, bir elini kulağına götürerek.
Onu mümkün
olduğunca uzun bir süre görmezden geldim ama başımı yukarı kaldırdığımda Travis
bana bakıyordu.
“Onu tanıyorsun
Trav. America’nın en iyi arkadaşı hani. Geçen akşam bizimleydi,” dedi Shepley.
Travis en çekici
gülümsemesiyle bana baktı.
Kısa tıraşlı kahverengi
saçları ve dövmeli kollarıyla üstünden asilik ile seks akıyordu ve beni baştan
çıkarma çabasına gözlerimi yuvarlayarak karşılık verdim.
“Ne zamandır bir
en iyi arkadaşın var Mare?” diye sordu Travis.
“İlk senemden
beri,” diye yanıtladı America, dudaklarını birbirlerine bastırıp bana bakıp
gülümsemişti. “Hatırlamadın mı Travis? Onun süveterini mahvetmiştin.”
Travis gülümsedi.
“Ben çok süveter mahvediyorum.”
“İğrenç,” diye
homurdandım.
Travis boş bir
sandalyeyi döndürerek yanıma oturdu, kollarını sandalyenin üstünde kavuşturdu.
“Demek sen Güvercinsin ha?”
“Hayır,” diye
patladım. “Benim bir ismim var.”
Ona olan tavrımdan
eğleniyormuş gibi gözüküyordu ki bu beni daha da kızdırdı.
“Peki o zaman.
Adın ne?” diye sordu.
Onu görmezden
gelerek tepsimdeki son elma tatlısından bir ısırık aldım.
“Madem öyle, senin
adın Güvercin,” dedi omzunu silkerek.
America’ya bakıp
Travis’e döndüm ve “Burada yemek yemeye çalışıyoruz,” dedim.
Travis benim
tavrımı bir meydan okuma olarak algılayıp üstüme gelmeye başladı. “Benim adım
Travis. Travis Maddox.”
Gözlerimi
devirdim. “Kim olduğunu biliyorum.”
“Biliyorsun ha?”
dedi Travis, yaralanmış kaşını kaldırarak.
“Boşuna kendinle
böbürlenme. Elli sarhoş ismini bağırırken duymamak biraz zor.”
Travis biraz
doğruldu. “Bu sık sık başıma geliyor.” Gözlerimi yeniden devirdim ve Travis
kıkırdadı. “Bir tikin mi var?”
“Bir neyim mi
var?”
“Bir tik.
Gözlerini sağa sola döndürüp duruyorsun.” Yeniden gülünce ona dik dik baktım.
“Yine de çok güzel
olduklarını söylemek lazım,” dedi yüzüme onon beş santim kalana dek eğilerek.
“Bu renk ne ki? Gri mi?”
Başımı eğip
tabağıma bakarak karamel rengi saçlarımın aramızda bir perde oluşturmasını
sağladım. Bu kadar yakınıma geldiğinde bende uyandırdığı duygular hoşuma
gitmiyordu. Eastern’daki yüzlerce başka kız gibi onun yakınlarındayken yüzümün
kızarmasını istemiyordum. Onun beni bu şekilde etkilemesini hiç mi hiç
istemiyordum.
“Aklından bile
geçirme Travis. O benim kardeşim sayılır,” diye uyardı America.
“Bebeğim,” dedi
Shepley, “az önce ona ‘olmaz’ dedin. Artık hiç susmaz.”
“Sen onun tipi
değilsin,” dedi America Travis’e.
Travis alınmış
gibi yaptı. “Ben herkesin tipiyim!”
Saçlarımın
arasından ona bakıp gülümsedim.
‘Aha! Bir
gülümseme. Demek ki rezil bir piç değilmişim.” Göz kırptı. “Seninle tanıştığıma
çok memnun oldum Güvercin.” Masanın etrafında dolaşıp America’nın kulağına
eğildi.
Shepley kuzenine
bir tane kızarmış patates attı. “Dudaklarını hatunumun kulağından çek Trav!”
“Sosyalleşiyorum!
Sadece sosyalleşiyorum!” Travis ellerini ‘ben masumum’ dercesine havaya
kaldırıp geri geri yürüdü.
Kıkırdayıp
dikkatini çekmek için elleriyle saçlarını düzelten birkaç kız onu takip
ettiler. Onlar için kapıyı açınca neredeyse sevinçten çığlık atacaklardı.
America güldü.
“Of, hayır ya. Başın belada Abby.”
“Ne dedi ki?” diye
sordum, endişeyle.
“Onu dairemize
getirmeni istiyor değil mi?” dedi Shepley. America başıyla onayladı ve Shep de
başını iki yana salladı.
“Sen akıllı bir
kızsın Abby. Bak sana şimdiden söylüyorum, eğer bu ucuz numaralara kanıp da
nihayetinde ona öfkelenirsen bunu America’yla benden çıkartmak yok, tamam mı?”
Gülümsedim.
“Kanmam merak etme. Şu Barbi ikizlere benzer bir halim mi var?”
America Shepley’i
“Kanmaz merak etme,” diye temin etti koluna dokunarak.
“Bu Travis’in ilk
vukuatı değil Mare. Kaç defa ‘en iyi arkadaşla tek gecelik bir şey yaşayıp
benim ilişkimi berbat ettiğini biliyor musun? Bir anda benimle çıkmak bir çıkar
çatışmasına dönüşüyor çünkü kız düşmanla arkadaşlık etmiş oluyor! Sana
söylüyorum Abby.” Bana baktı. “Travis’in salak muhabbetlerine kandığın için
gelip de Mare’e benimle çıkmayacağını söyleyemezsin, bunu ihtar olarak kabul
et.”
“Lüzumu yoktu ama
teşekkürler,” dedim. Shepley’i gülümseyerek rahatlatmaya çalıştım ama yıllardır
Travis’in maceraları yüzünden canı yandığı için karamsarlığını dağıtmak kolay
değildi.
America el
sallayıp Shepley ile giderken ben de öğleden sonraki derslerime yöneldim. Sırt
çantamın kayışlarını tutmuş parlak güneşin altında gözlerimi kısmıştım. Eastern
küçük sınıflardan tanımadığım yüzlere kadar tam umduğum gibi çıkmıştı. Benim
için yeni bir başlangıçtı: En nihayet geçmişim hakkında bir şeyler bilenlerin
ya da bildiklerini sananların fısıldaşmalarını duymadan yürüyebileceğim bir
yerdeydim. Başarılı, hevesli herhangi bir ilk yıl öğrencisinden farklı
değildim; kimse bakmıyor, arkamdan konuşmuyor, bana acımıyor ya da beni
yargılamıyordu. Sadece görmelerini istediğim illüzyonu görüyorlardı: kaşmir
yelekli, saçmalığa tahammülü olmayan Abby Abemathy Sırt çantamı yere koyup
sandalyeye yığıldım ve laptopumu çantadan çıkarmak için eğildim. Laptopu masama
yerleştirmek için doğrulduğumda Travis yan masaya oturdu.
“İyi. Benim için
not alabilirsin,” dedi. Bir yandan ağzındaki kalemi çiğnerken gülümsedi,
kesinlikle en cazibeli gülümsemesiydi.
Ona iğrenerek
baktım. “Sen bu dersi almıyorsun bile.”
“Tabii ki de
alıyorum. Genelde şurada otururum,” deyip en üst sırayı işaret etti. Küçük bir
kız grubu bana bakıyordu ve ortalarındaki sandalyenin boş olduğunu fark ettim.
“Senin için not
almıyorum,” dedim bilgisayarımı açarken.
Travis o kadar
yakınıma eğildi ki nefesini yanağımda hissedebiliyordum. “Affedersin… istemeden
de olsa seni rahatsız mı ettim?”
İçimi çekip başımı
iki yana salladım.
“O zaman derdin
nedir?”
Sesimi
yükseltmeden “Seninle yatmayacağım. Artık vazgeçmen lazım,” dedim.
Konuşmadan önce
dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi. “Senden benimle yatmanı istememiştim
ki.” Düşünceli düşünceli tavana bakmaya başladı. “İstemiş miydim?”
“Ben Barbi ikizler
ya da yukarıdaki hayranların gibi değilim,” dedim, arkamızdaki kızlara bir
bakış atarak. “Senin dövmelerin ya da çocuksu caziben ya da zorlama
umursamazlığın beni etkilemiyor, dolayısıyla soytarılık yapmayı kesebilirsin,
tamam mı?”
“Tamam, Güvercin.”
Kabalığıma karşı sergilediği vurdumduymazlık beni öfkeden deliye döndürüyordu.
“Niye bu gece America’yla beraber gelmiyorsunuz?” talebine hıhlayarak karşılık
verdim ama o bana daha da yaklaştı. “Seni yatağa atmaya çalışmıyorum. Sadece
seninle zaman geçirmek istiyorum.”
“Yatağa atmak mı?
Bu konuşmanla nasıl sevişecek birilerini bulabiliyorsun?”
Travis katılarak
gülmeye başladı, bir yandan da başını iki yana sallıyordu. “Sadece bir gel.
Yemin ederim seninle flört bile etmeyeceğim.
“Düşüneceğim.”
Profesör Chaney
amfiye girdi ve Travis de dikkatini amfinin ön tarafına verdi. Gülümsemeye
devam ediyor, bu da gamzelerini ortaya çıkarıyordu. O gülümsedikçe ondan nefret
etmeyi daha çok istiyordum ama tam da o gülümseme yüzünden bunu başaramıyordum.
Chaney “Kim bana
hangi Başkan’ın eşinin şaşı olduğunu ve hangisinin son derece çirkin olduğunu
söyleyebilir?” diye sordu.
“Bunu yazdığından
emin ol,” diye fısıldadı Travis. “İş görüşmelerinde bu bilgiye ihtiyacım
olacak.”
“Şşşş,” dedim,
Chaney’nin her söylediğini not alıyordum.
Travis sırıtıp
sandalyesinde yayıldı. Dakikalar geçerken esnemekle omzuma yaslanıp monitörüme
göz atmak arasında gidip geliyordu. Onu görmezden gelmek için bilinçli bir çaba
harcadım, ama yakınlığı ve kollarının şişkin kasları bunu güçleştiriyordu.
Chaney dersi bitirene kadar bileğine taktığı deri halkayla oynadı.
Aceleyle kapıdan
çıkıp koridorda yürüdüm. Tam güvenli bir mesafede olduğumu düşündüğüm anda
Travis Maddox yanımda beliriverdi.
“Düşündün mü?”
diye sordu, güneş gözlüklerini takarken…
Kitap
ile ilgili çok hoş bir uyarlama videosu, hoşunuza gidecek;)
Bu kitap gerçekten başa bela :)
Okumaya başladığım andan beri beni sürükleyen, sonunu merak ettiğim ama bitmesini de istemediğim türden bir kitap. Satırları okuyor, çok hoşuma giden kısımlarda durup hayal ediyorum, öyle ki bazı kısımları tekrar tekrar okuyorum:) Uzun zamandır okumaya ara verdiğim bir dönemde, kardeşimin hediyesi olan bu kitap (Tatlı Bela) bana tekrar okuma şevki kazandırdı.
Bu kitap her ne kadar gençlik romanı kategorisine girse de bence aşka inancı olan herkese hitap ediyor. Genç, yetişkin hiç fark etmez yani. Okunması gereken bir kitap, eminim pişman olmazsınız. Şiddetle tavsiye ediyorum. Kitabın birde bizim esas oğlan Travis ağzından yazılmış olanı var. Walking Disaster fakat çevirisi henüz yapılmadı. Belki aynı hikayeyi farklı bir ağızdan tekrar okumak sıkıcı gelebilir ama ben öyle düşünmüyorum. Sabırsızlıkla çıkmasını bekliyorum
Puanım: A+










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder