Kalbini sadece bir
kez verebilirsin; ondan sonraki her şey ilk aşkının peşinden gelir.
Her fırsattan
istifade etmesiyle bilinen sivri dilli Olivia Kaspen, akılsızca çekip gitmesine
izin verdiği eski erkek arkadaşı Caleb Drake ile şans eseri karşılaşınca kendisini
ilk aşkıyla ikinci bir şans isterken bulur.
Calebın hafızasını
kaybettiğini öğrenen Olivia, onu geri kazanmak için ne kadar ileri
gidebileceğine karar vermelidir. Ancak gerçek kimliğini ve kötü geçmişlerini
gizli tutmaya çalışan Olivianın en büyük engeli Calebın kurnaz yeni kız
arkadaşı, Leah Smithtir.
Böylece bu iki
hırslı kadın arasında kendilerini hatırlamayan bir adamı elde etmek için
girdikleri vahşi bir mücadele başlar. Ama çok geçmeden Olivia, bir zamanlar
kendisinin olanı almak için savaşırken yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşmek
zorunda kalır.
Peki, aşk her şeyi
affeder mi?
Yazar Adı: Tarryn Fisher
Orjinal Adı: The Opportunist
Çevirmen: Meltem Türkmen
Sayfa Sayısı: 316
Dili: Türkçe
Yayın Evi: Aspendos
Yayınevi
Yayın Tarihi: Mayıs 2013
Tür ve Yaş Grubu: Romantik
/ Yeni Yetişkin Edebiyatı
Devam Kitapları
Birinci Bölüm
Günümüz
Benim adım Olivia
Kaspen ve ben bir şeyi seversem onu hayatımdan söküp atarım. Bilerek değil… Ama
bilmeyerek de değil. Onlardan bir tanesini; benim lekeli, acı aşkımın bir
kazazedesini şimdi görüyordum. Durduğum yerden birkaç yüz metre uzakta, eski
plakları karıştırıyordu.
Caleb. İsmi,
beynimde dikenli bir top gibi yuvarlanarak uzun süredir bir yaraya dönüşen
duygularımı deşip açıyor. Kalbim göğüs kafesimden çıkmak için çırpınırken
yapabildiğim tek şey olduğum yerde durup onu izlemekti. Onu en son üç yıl önce
görmüştüm. Bana veda ederken söylediği sözler ondan uzak durmam için bir
uyarıydı. Nemli havayı ciğerime çekip yoğun duygularımı dizginlemeye çalıştım.
Ona doğru gitmek
istiyordum. Gözlerinde belirecek nefreti görmek istiyordum. Salakça. Oradan
ayrılmak için caddeyi geçip arabama binmeyi düşünüyordum ki ayaklarım geri geri
gitti. Heyecandan oluşan karıncalanmalar parmak uçlarıma kadar indi.
Yumruklarımı sıkarak cama doğru tekrar yürüdüm. Şehrin bu tarafı benim. Ne
cüretle burada boy gösteriyordu?
CD dolu bir karton
kutu üzerine eğilmişti ve omzunun arkasından bir şeye bakmak için döndüğünde
tuhaf burnunun bir kısmını gördüm. Kalbimin sıkıştığını hissettim. Bu çocuğu
hala seviyordum. Bunu fark ettiğim anda korktum. Onu unuttuğumu sanıyordum.
Böyle bir durumu; beklenmedik bir karşılaşmayı kaldırabileceğimi sanmıyordum.
Terapiye gittim.
Üç yılım geçti…
Suçluluğumun
içinde çürümekle.
Müzik dükkânına ve
Caleb’a sırtımı dönmeden önce bu duygular içinde birkaç saniye daha oyalandım.
Bunu yapamazdım. O karanlık yere tekrar dönemezdim. Ayağımı kaldırımdan öne
doğru tam atmıştım ki bir haftadır Miami etrafında pusuda yatan bulutlar aniden
eski bir patlak boru gibi boşaldı. İki adım atamadan yağmur kaldırıma hücum
etti ve beyaz gömleğimi sırılsıklam etti. Hemen geri çekildim ve müzik
dükkanının tentesinin altına sığındım. İp gibi yağan yağmurun arasından Vosvos
arabama baktım. Sadece kısa bir koşu ve evime gitmek için yolda olacaktım. Tam
kaçacağım sırada yabancı birinin sesi beni durdurdu. Benimle konuşup konuşmadığından
emin olamadan geri geldim.
“ Gökyüzü kırmızı.
Bela gelecek demek.”
Topuklarımın
üzerinde geriye döndüm ve tam arkamda duran birini gördüm. Sosyal kurallara
göre kabul edilebilir sayılan yakınlığı aşmıştı. Şaşkınlıkla ağzımdan bir ses
çıktı ve geriye doğru bir adım attım. Benden en azından otuz santimetre daha
uzundu ve her tarafı kaslı bir adam olsada çekici bir yönü yoktu. Ellerini
garip bir şekilde bağlamıştı ve parmakları gergin ve ayrık duruyordu. Gözlerim,
alnının ortasında bir hedef noktası gibi duran bene takıldı.
Şaşırmış bir
şekilde kafamı iki yana sallayarak, “Efendim?” dedim. Omzunun üzerinden bakıp
Caleb’ın bir parçasını görmeye çalışıyordum. Hala orada mı? İçeri girsem mi?
“Eski bir denizci
inanışıdır.” Omzunu silkti.
“Şemsiyem var.”
Elinde papatya şeklinde, plastik tutacaklı çiçekli bir nesne tutuyordu.
“Arabanıza kadar size eşlik edebilirim.”
Siyahımsı bir kırmızıya dönen gökyüzüne baktım ve bir
ürperti hissettim. Beni rahat bırakmasını istiyordum ve tam bunu ona
söyleyecekken –ya bu bir işaret ise? Diye düşündüm. Gökyüzü kırmızı. Biran önce
çek git!
Başparmağımdaki soyulmuş
ojeye baktım ve teklifini düşündüm. Kehanetlere inanan biri değildim ama beni ıslanmaktan
alıkoyacak bir seçenek sunuyordu.
“Hayır teşekkür
ederim,” dedim. Başım anında dükkana doğru döndü ve kararımı çoktan verdiğimi
fark ettim.
“Peki. Fırtına yaklaşıyor
ama keyfiniz bilir.” Tekrar omzunu silkip şemsiyesini açmadan yağmura doğru
yürüdü.
Arkasından baktım.
Geniş sırtı sağanağın altında eğilmiş, vücudunun geri kalan kısmının üzerinde
düz bir kaya gibi duruyordu. Çok iri bir adamdı. Birkaç saniye içersinde yağmur
onu yuttu ve artık göremez oldum. Onu bir yerlerden tanıyordum ama daha önceden
tanışmış olsaydım onun gibi iri bir adamı mutlaka hatırlardım. Mağazaya doğru
döndüm. Kapının önündeki tabela ışıklı ve kıvrımlı çizgilerle Music Mushromm yazıyordu. Camın arkasından
baktım ve gözlerimle reyonları tarayıp onu aradım.
Tam oradaydı
bıraktığım yerde, hala Regga bölümü olduğunu tahmin ettiğim yerde başı eğik bir
şekilde duruyordu. Bulunduğum uzaklıkta bile kaşlarının arasında oluşan hafif
çizgiyi fark edebiliyordum.
Karar veremiyor. Ne
yaptığımın farkına varıp korkuyla geri çekildim. Onu artık tanımıyordum. Ne düşündüğü
ile ilgili varsayımlarda bulunamazdım.
Kafasını kaldırıp
beni görmesini istiyordum ama bakmıyordu. Tentenin altında bir sapık gibi
gizlenmek istemediğim için tüm cesaretimi toplayıp kendimi toparladım ve
kapıdan içeri girdim. Buz gibi klimanın havası ıslak tenime değince titredim. Solumda
uzun bir cam nargile rafına gözüme kestirip arkasına saklandım ve makyajımı
kontrol etmek için çantamdan küçük bir aynamı çıkardım.
Bir yandan
rafların arasındaki boşluktan onu gözetlerken bir yandan da akan rimelimi
silmek için gözaltımı parmağımla ovuyordum. Onunla kazara karşılaşmış gibi
yapmalıydım.
Karşımda, Bob
Marley’in kafası şeklinde tasarlanmış bir nargile vardı. Bob’un camdan
gözlerine bakarak şaşırmış bir yüz ifadesi üzerinde çalıştım. Ne kadar
düştüğümü fark edip kendimden iğrendim. Renk gelmesi için yanaklarımı sıktım ve
saklandığım yerden çıktım.
İşte başlıyorduk.
Yarım Kalmış Aşklar İçin
Tatlı belayı okuyanlar onun tadında bir kitap daha okumak isterler. Fırsatçı bu anlamda sürükleyici ve bir solukta okuyacağınız türden bir roman. Kitaba haksızlık yapmak, başka bir kitabın gölgesinde bırakmak istemiyorum. Her ilişki mutlu sonla bitmez, son anda beklentilerimizin dışında bir hayat yaşayabiliriz. Fırsatçı kitabını okurken hep şaşkınlık yaşadım. İçinde bolca süpriz var buda sizde merak uyandırıyor:) Fırsatçı üçleme kitaptan birincisi, İkinci devam kitabı Dirty Red ve üçüncü son kitabı Thief. Henüz çevirileri gerçekleşmedi. Beklemedeyim çıkar çıkmaz okunacak ve yorumlanacak;)
Puanım: B





.jpg)







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder