.sidebar h2 { background:url(http://i.hizliresim.com/oj6qMQ.png); background-repeat: no-repeat; background-position:center; height:50px; margin:0; padding:20px 0px 0 0px; text-align: center; text-transform:uppercase; }

SLAYT

24 Ağustos 2013 Cumartesi

FIRSATÇI


Kalbini sadece bir kez verebilirsin; ondan sonraki her şey ilk aşkının peşinden gelir.


Her fırsattan istifade etmesiyle bilinen sivri dilli Olivia Kaspen, akılsızca çekip gitmesine izin verdiği eski erkek arkadaşı Caleb Drake ile şans eseri karşılaşınca kendisini ilk aşkıyla ikinci bir şans isterken bulur.

Calebın hafızasını kaybettiğini öğrenen Olivia, onu geri kazanmak için ne kadar ileri gidebileceğine karar vermelidir. Ancak gerçek kimliğini ve kötü geçmişlerini gizli tutmaya çalışan Olivianın en büyük engeli Calebın kurnaz yeni kız arkadaşı, Leah Smithtir.
Böylece bu iki hırslı kadın arasında kendilerini hatırlamayan bir adamı elde etmek için girdikleri vahşi bir mücadele başlar. Ama çok geçmeden Olivia, bir zamanlar kendisinin olanı almak için savaşırken yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.

Peki, aşk her şeyi affeder mi?


Yazar Adı: Tarryn Fisher
 Orjinal Adı: The Opportunist


Çevirmen: Meltem Türkmen

Sayfa Sayısı: 316

Dili: Türkçe

Yayın Evi: Aspendos Yayınevi

Yayın Tarihi: Mayıs 2013

Tür ve Yaş Grubu: Romantik / Yeni Yetişkin Edebiyatı





Devam Kitapları




Birinci Bölüm

Günümüz
Benim adım Olivia Kaspen ve ben bir şeyi seversem onu hayatımdan söküp atarım. Bilerek değil… Ama bilmeyerek de değil. Onlardan bir tanesini; benim lekeli, acı aşkımın bir kazazedesini şimdi görüyordum. Durduğum yerden birkaç yüz metre uzakta, eski plakları karıştırıyordu.

Caleb. İsmi, beynimde dikenli bir top gibi yuvarlanarak uzun süredir bir yaraya dönüşen duygularımı deşip açıyor. Kalbim göğüs kafesimden çıkmak için çırpınırken yapabildiğim tek şey olduğum yerde durup onu izlemekti. Onu en son üç yıl önce görmüştüm. Bana veda ederken söylediği sözler ondan uzak durmam için bir uyarıydı. Nemli havayı ciğerime çekip yoğun duygularımı dizginlemeye çalıştım.

Ona doğru gitmek istiyordum. Gözlerinde belirecek nefreti görmek istiyordum. Salakça. Oradan ayrılmak için caddeyi geçip arabama binmeyi düşünüyordum ki ayaklarım geri geri gitti. Heyecandan oluşan karıncalanmalar parmak uçlarıma kadar indi. Yumruklarımı sıkarak cama doğru tekrar yürüdüm. Şehrin bu tarafı benim. Ne cüretle burada boy gösteriyordu?

CD dolu bir karton kutu üzerine eğilmişti ve omzunun arkasından bir şeye bakmak için döndüğünde tuhaf burnunun bir kısmını gördüm. Kalbimin sıkıştığını hissettim. Bu çocuğu hala seviyordum. Bunu fark ettiğim anda korktum. Onu unuttuğumu sanıyordum. Böyle bir durumu; beklenmedik bir karşılaşmayı kaldırabileceğimi sanmıyordum. Terapiye gittim. 
Üç yılım geçti…

Onu unutmaya çalışmakla.

Suçluluğumun içinde çürümekle.

Müzik dükkânına ve Caleb’a sırtımı dönmeden önce bu duygular içinde birkaç saniye daha oyalandım. Bunu yapamazdım. O karanlık yere tekrar dönemezdim. Ayağımı kaldırımdan öne doğru tam atmıştım ki bir haftadır Miami etrafında pusuda yatan bulutlar aniden eski bir patlak boru gibi boşaldı. İki adım atamadan yağmur kaldırıma hücum etti ve beyaz gömleğimi sırılsıklam etti. Hemen geri çekildim ve müzik dükkanının tentesinin altına sığındım. İp gibi yağan yağmurun arasından Vosvos arabama baktım. Sadece kısa bir koşu ve evime gitmek için yolda olacaktım. Tam kaçacağım sırada yabancı birinin sesi beni durdurdu. Benimle konuşup konuşmadığından emin olamadan geri geldim.

“ Gökyüzü kırmızı. Bela gelecek demek.”
Topuklarımın üzerinde geriye döndüm ve tam arkamda duran birini gördüm. Sosyal kurallara göre kabul edilebilir sayılan yakınlığı aşmıştı. Şaşkınlıkla ağzımdan bir ses çıktı ve geriye doğru bir adım attım. Benden en azından otuz santimetre daha uzundu ve her tarafı kaslı bir adam olsada çekici bir yönü yoktu. Ellerini garip bir şekilde bağlamıştı ve parmakları gergin ve ayrık duruyordu. Gözlerim, alnının ortasında bir hedef noktası gibi duran bene takıldı.

Şaşırmış bir şekilde kafamı iki yana sallayarak, “Efendim?” dedim. Omzunun üzerinden bakıp Caleb’ın bir parçasını görmeye çalışıyordum. Hala orada mı? İçeri girsem mi?
“Eski bir denizci inanışıdır.” Omzunu silkti.
“Şemsiyem var.” Elinde papatya şeklinde, plastik tutacaklı çiçekli bir nesne tutuyordu. “Arabanıza kadar size eşlik edebilirim.”
Siyahımsı  bir kırmızıya dönen gökyüzüne baktım ve bir ürperti hissettim. Beni rahat bırakmasını istiyordum ve tam bunu ona söyleyecekken –ya bu bir işaret ise? Diye düşündüm. Gökyüzü kırmızı. Biran önce çek git!
Başparmağımdaki soyulmuş ojeye baktım ve teklifini düşündüm. Kehanetlere inanan biri değildim ama beni ıslanmaktan alıkoyacak bir seçenek sunuyordu.
“Hayır teşekkür ederim,” dedim. Başım anında dükkana doğru döndü ve kararımı çoktan verdiğimi fark ettim.
“Peki. Fırtına yaklaşıyor ama keyfiniz bilir.” Tekrar omzunu silkip şemsiyesini açmadan yağmura doğru yürüdü.
Arkasından baktım. Geniş sırtı sağanağın altında eğilmiş, vücudunun geri kalan kısmının üzerinde düz bir kaya gibi duruyordu. Çok iri bir adamdı. Birkaç saniye içersinde yağmur onu yuttu ve artık göremez oldum. Onu bir yerlerden tanıyordum ama daha önceden tanışmış olsaydım onun gibi iri bir adamı mutlaka hatırlardım. Mağazaya doğru döndüm. Kapının önündeki tabela ışıklı ve kıvrımlı çizgilerle Music Mushromm yazıyordu. Camın arkasından baktım ve gözlerimle reyonları tarayıp onu aradım.
Tam oradaydı bıraktığım yerde, hala Regga bölümü olduğunu tahmin ettiğim yerde başı eğik bir şekilde duruyordu. Bulunduğum uzaklıkta bile kaşlarının arasında oluşan hafif çizgiyi fark edebiliyordum.

Karar veremiyor. Ne yaptığımın farkına varıp korkuyla geri çekildim. Onu artık tanımıyordum. Ne düşündüğü ile ilgili varsayımlarda bulunamazdım.
Kafasını kaldırıp beni görmesini istiyordum ama bakmıyordu. Tentenin altında bir sapık gibi gizlenmek istemediğim için tüm cesaretimi toplayıp kendimi toparladım ve kapıdan içeri girdim. Buz gibi klimanın havası ıslak tenime değince titredim. Solumda uzun bir cam nargile rafına gözüme kestirip arkasına saklandım ve makyajımı kontrol etmek için çantamdan küçük bir aynamı çıkardım.
Bir yandan rafların arasındaki boşluktan onu gözetlerken bir yandan da akan rimelimi silmek için gözaltımı parmağımla ovuyordum. Onunla kazara karşılaşmış gibi yapmalıydım.
Karşımda, Bob Marley’in kafası şeklinde tasarlanmış bir nargile vardı. Bob’un camdan gözlerine bakarak şaşırmış bir yüz ifadesi üzerinde çalıştım. Ne kadar düştüğümü fark edip kendimden iğrendim. Renk gelmesi için yanaklarımı sıktım ve saklandığım yerden çıktım.

İşte başlıyorduk.


Yarım Kalmış Aşklar İçin 


Tatlı belayı okuyanlar onun tadında bir kitap daha okumak isterler. Fırsatçı bu anlamda sürükleyici ve bir solukta okuyacağınız türden bir roman. Kitaba haksızlık yapmak, başka bir kitabın gölgesinde bırakmak istemiyorum. Her ilişki mutlu sonla bitmez, son anda beklentilerimizin dışında bir hayat yaşayabiliriz. Fırsatçı kitabını okurken hep şaşkınlık yaşadım. İçinde bolca süpriz var buda sizde merak uyandırıyor:) Fırsatçı üçleme kitaptan birincisi, İkinci devam kitabı Dirty Red ve üçüncü son kitabı Thief. Henüz çevirileri gerçekleşmedi. Beklemedeyim çıkar çıkmaz okunacak ve yorumlanacak;)

Puanım: B




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder