Sayfa
Sayısı: 288
Yazarı: Kıera Cass
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: DEX
Sarayda 6 kız… Savaş kızışıyor.
“Babamdan gelen mektubu ellerimde tuttum.
Aspen’in prenses olamayacağımdan emin oluşu aklıma geldi.
Halk oylamasında en sonuncu olduğumu hatırladım.
Maxon’ın haftanın ilk günlerinde verdiği şifreli sözü düşündüm…
Gözlerimi yumdum ve kendimi yokladım.
Bunu gerçekten yapabilir miydim?
Illéa’nın yeni prensesi olabilir miydim?”
Saraya 35 kız girmişti, şimdi 6 kız var.
Ve artık Elitler Prens Maxon’ın aşkını kazanmaya çok daha kararlı.
Zaman America’nın aleyhine işliyor. Biran önce karar vermeli.
Çocukluğundan beri birlikte gelecek hayalleri kurduğu Muhafız Aspen mi?
Yoksa nefes kesici romantizmiyle başını döndüren Prens Maxon mı?
Kimi seçerse seçsin, aklı diğerinde kalacak.
Ve Asi Kuzeyliler bu peri masalının mutlu sona ulaşmaması için
ellerinden geleni yapacak.
Muhafızlara seslenin! Kraliçe uyandı!
(anneme)
1. Bölüm
Angeles’da hava oldukça
sakindi, bir süre kıpırdamadan uzanıp Maxon’ın nefes alıp verişini dinledim
sadece. Onu gerçekten huzurlu ve mutlu yakalamak gittikçe daha zorlaşıyordu;
ben de anın tadını çıkarttım, en iyi ruh hâlinin birlikte olduğumuzda ortaya çıkması
beni mutlu ediyordu.
Maxon, Seçim altı kıza
indirildiğinden beri, otuz beşimiz saraya geldiğimizde olduğundan daha
tedirgindi. Sanırım kararlarını vermek için daha fazla zamanı olacağını
düşünmüştü. Ve bunu itiraf etmek her ne kadar beni utandırsa da bu yönde
umutlanmasına sebep olan kişi olduğumu biliyordum.
Prens Maxon, Illea’nın
veliaht prensi, benden hoşlanıyordu. Bir hafta önce, hiç tereddütte kalmadan
hislerine karşılık verdiğimi söyleyebilseydim, tüm bu yarışma da bitmiş
olacaktı. Ve bazen, bu fikri kafamda canlandırıyor, sadece Maxon’a ait olmanın
nasıl bir şey olabileceğini merak ediyordum.
Fakat sorun şu ki Maxon
da bana ait değildi. Burada beş kız daha vardı -randevulaştığı ve kulaklarına
bir şeyler fısıldadığı kızlar- ve ben bundan ne anlam çıkartacağımı
bilemiyordum. Sonrasında eğer Maxon’ı kabul edersem, tacı da kabul etmem
gerektiği gerçeği vardı; bu düşünceyi görmezden gelmeyi tercih
ediyordum, çünkü benim
için ne anlama geldiğinden pek emin değildim.
Ve tabii ki bir de
Aspen vardı.
Artık erkek arkadaşım
sayılmazdı -Seçim’e katıldığım belli olmadan önce benden ayrılmıştı- ama saraya
muhafız olarak geldiğinde, unutmaya çalıştığım tüm duygular tekrar kalbimi
istila etmişti. Aspen benim ilk aşkımdı; ona baktığımda… Onundum.
Maxon, Aspen’in sarayda
olduğunu bilmiyordu ama yaşadığım yerde, unutmaya çalıştığım biri olduğunu
biliyordu ve birlikte olmayacaksak, mutlu olabileceği birilerini bulmaya
çalışırken bana zaman tanıma nezaketini göstermişti.
Kafasını hareket
ettirip saçlarıma doğru nefes aldığında, bunu düşündüm. Maxon’a âşık olmak
neler hissettirirdi acaba?
“En son ne zaman
gerçekten yıldızlara baktığımı biliyor musun?” diye sordu.
Battaniyemizin
üzerinde, Angeles gecelerinin soğuğundan korunmaya çalışarak ona sokuldum.
“Özel öğretmenlerimden
biri, birkaç sene önce bana astronomi çalıştırmıştı. Eğer yakından bakarsan,
yıldızların farklı renklerde olduğunu görebilirsin.”
“Dur bir dakika. En son yıldızlara baktığında, amacın ders çalışmak mıydı? Eğlenmeye ne oldu?”
Kıkırdadı. “Demek
eğlence. Bütçe düzenlemelerini ve altyapı komitesinin toplantılarını düşünmek
zorundayım. Ah, bu arada bir de savaş stratejileri üretmeliyim. Bu konuda
berbatım.”
“Başka hangi konuda
berbatsın?” diye sorarken elimi kolalı gömleğinde gezdiriyordum. Dokunuşumdan
yüz bularak, Ma-xon da sırtıma doladığı eliyle omzumda daireler çiziyordu.
Şakadan sinirlenmiş
gibi yaparak, “Bunu neden bilmek istiyorsun ki?” diye sordu.
“Çünkü hâlâ senin
hakkında çok az şey biliyorum. Ve sen daima kusursuz görünüyorsun. Kusursuz
olmadığına dair elimde kanıt olsa iyi olurdu.”
Dirseğini yere koyarak toparlandı ve yüzüme odaklandı. “Kusursuz olmadığımı biliyorsun.”
“Kusursuza son derece
yakınsın,” diye karşı çıktım. Birbirimize hafifçe dokunuyorduk. Dizler, kollar,
parmaklar.
Kafasını sağa sola
salladı, suratında ufak bir tebessüm oluştu. “Pekâlâ, o zaman. Savaş planlaması
yapamıyorum. Bu konuda rezilim. Ve muhtemelen berbat bir aşçı olacağımı
düşünüyorum. Hiç denemedim ama yani…”
“Hiç mi?”
“Seni doyuran onlarca
insanı fark etmişsindir. Aynı kişiler beni de besliyorlar.”
Güldüm. Evde tüm
yemekleri resmen ben yapıyordum. “Devam et,” diye buyurdum. “Kötü olduğun başka
neler var?”
Beni kendine
yaklaştırdı, kahverengi gözleri sırlarla doluydu. “Son zamanlarda keşfettim
ki…”
“Söyle.”
“Senden uzak durmak
konusunda kesinlikle berbatım. Bu çok ciddi bir problem.”
Gülümsedim. “Gerçekten
denedin mi ki?”
Bunu düşünüyormuş gibi
yaptı. “Eh, hayır. Ve denemeye başlamamı da bekleme.”
Birbirimize tutunarak
usulca kahkaha attık. Bu anlarda, hayatımın hep böyle geçtiğini hayal etmek
öyle kolaydı ki.
Çimenlerin ve
yaprakların hışırtısı, birilerinin geldiğini duyurdu. Randevumuz son derece
olağan geçse de biraz utandım ve hızlıca toparlanarak oturdum. Maxon da
muhafızlardan biri bize doğru yaklaşırken aynısını yaptı.
Selam vererek,
“Majesteleri,” dedi. “Böldüğüm için özür dilerim efendim ama bu saatte dışarıda
olmanız gerçekten akıllıca değil. Asiler…”
Maxon iç çekerek
“Anlaşıldı,” dedi. “Derhal içeri geçeceğiz.” Muhafız bizi yalnız bıraktı ve
Maxon tekrar bana döndü. “Kusurlarımdan biri daha: Asilere karşı olan sabrım
tükeniyor. Onlarla uğraşmaktan bıktım.”
Ayağa kalktı ve bana
elini uzattı. Gözlerindeki üzüntüyle karışık asabiyeti izleyerek, elini tuttum.
Seçim başladığından beri iki kere asiler tarafından saldırıya uğramıştık -bir
kere sadece huzursuzluk yaratan Kuzeyliler tarafından ve bir kere de ölümcül
Güneyliler tarafından- ve şu kısacık deneyimlerime dayanarak bile duygularını
anlayabiliyordum.
Maxon, battaniyeyi
kaldırıp silkeliyordu, gecemizin kısa sürede sona erdiğinden dolayı mutsuz
olduğu ortadaydı.
“Hey,” diye seslenerek
bana bakmasını sağladım. “Ben eğlendim.”
Başıyla onayladı.
“Hayır, gerçekten,”
dedim ve yanına gittim. Battaniyeyi tek eline alarak boşta kalan kolunu bana
doladı. “Bunu bir ara tekrar yapmalıyız. Bana yıldızların renklerini
söyleyebilirsin, çünkü ben gerçekten seçemiyorum.”
Maxon bana üzgün bir
tebessüm gönderdi. “Bazen keşke işler daha kolay, daha normal olsaydı diye
düşünüyorum.”
Kollarımı boynuna
dolayabilmek için yakınlaştım ve ben yanına gelirken Maxon da battaniyeyi yere
bırakarak bana karşılık verdi. “Sizi haberdar etmekten nefret etsem de
Majesteleri, muhafızlar olmadan da normal olmaktan çok uzaksınız.”
Bakışları yumuşadı ama
hâlâ biraz ciddiydi. “Normal biri olsaydım, benden daha çok hoşlanırdın.”
“İnanmakta güçlük
çekiyorsun biliyorum ama gerçekten seni olduğun gibi seviyorum. İhtiyacım olan
sadece biraz daha…”
“Zaman. Biliyorum. Ve
ben de sana zaman tanımaya hazırım. Keşke tanıdığım zaman sona erdiğinde de
gerçekten benimle birlikte olmak istesen.”
Gözlerimi kaçırdım. Bu
konuda söz veremezdim. Maxon ile Aspen’i kalbimde tartıp durdum ve hiçbiri
gerçek bir fark yaratmadı. Sanırım sadece ikisinden biriyle baş başa kaldığım
anlar hariç. Çünkü o anda Maxon’a, sonunda onunla birlikte olacağımın sözünü
verme isteğiyle dolup taşıyordum.
Ama yapamadım.
“Maxon,” diye
fısıldadım, cevap vermediğim için ne kadar mahzun olduğunu görebiliyordum.
“Sana bunun cevabını veremem. Ama diyebileceğim bir şey varsa, o da burada
olmak istediğimdir. Eğer bir olasılık varsa… Varsa…” Nasıl diyeceğimi
bilmediğimden kekeledim.
Maxon, “Birlikte
olmamızın olasılığı mı?” diye tahminde bulundu.
Beni bu kadar kolay
anladığı için neşeyle gülümsedim. Ciddi bir şekilde, “Sanırım olasılık yüksek,”
dedi.
“Bence de. Sadece
biraz… Zaman, tamam mı?”
Başıyla onayladı, daha
mutlu görünüyordu. İşte gecemizi bu şekilde sonlandırmak istiyordum, umutla.
Eh, belki bir şeyle daha. Dudağımı ısırarak Maxon’a doğru eğildim, gözlerimle
ne istediğimi belli ediyordum.
Bir an bile
duraksamadan eğilip beni öptü. Ilık ve nazikti, bana taptığını düşünmeme ve
daha fazlasını istememe neden oldu. Bu hisse doyabilir miyim diye görmek için
orada saatlerce durabilirdim ama hemen sonra Maxon geri çekilmişti.
Neşeli bir tonla,
“Haydi, gidelim,” dedi ve beni çekerek saraya götürdü. “Mızraklarını çekmiş
muhafızlar at üstünde üzerimize gelmeden önce içeri girsek iyi olur.”
Maxon beni merdivenlerin
başında bıraktığında, üzerime yorgunluk çöktü. Kendimi ikinci kata ve oradan da
odamın olduğu köşeye sürüklüyordum ki aniden gözlerim dört açıldı.
Aspen de beni gördüğüne
şaşırarak “A!” dedi. “Sanırım, saatlerdir odanda olduğunu düşündüğüme göre
dünyanın en kötü muhafızı olmalıyım.”
Güldüm. Elitlerin, en
azından hizmetçilerinden biri odadayken uyuması bekleniyordu. Ben bu durumdan
hiç memnun değildim, bu nedenle Maxon, kapımın önüne acil durumlara yönelik bir
muhafız yerleştirmişti. Mesele şu ki çoğu zaman bu muhafız Aspen oluyordu.
Neredeyse her gece kapımın önünde olduğunu bilmek, hem heyecanlı hem
korkutucuydu.
Aspen, yatağımda
güvenle uyumadığımda ne yapıyor olabileceğimi anladığında sakin hava ortadan
kayboldu. Rahatsız olarak boğazını temizledi.
“İyi vakit geçirdin
mi?”
“Aspen,” diye
fısıldadım, kimsenin ortalarda olmadığından emin olmak için etrafa bakındım.
“Sinirlenme. Ben Seçim’in bir parçasıyım ve olması gereken de bu.”
“Benim nasıl bir şansım
olabilir ki Mer? Sen aramızdan sadece biriyle konuşurken, ben nasıl rekabet
edebilirim ki?” İyi bir noktaya değinmişti ama ne yapabilirdim ki?
“Lütfen bana kızma
Aspen. İşleri yoluna koymaya çalışıyorum.”
“Hayır Mer,” dedi, ses tonu yine nazikti. “Sana kızmadım. Seni
özledim.” Sıradaki cümlesini yüksek sesle söylemeye cüret edemedi ama ağzıyla
söylermiş gibi yaptı. Seni seviyorum.
Eridim.
“Biliyorum,” dedim,
elimi göğsüne koydum ve kendime, riske attığımız her şeyi bir anlığına unutma
izni verdim. “Ama bu, şu anda nerede olduğumuzu ve Elit olduğum gerçeğini
değiştirmiyor. Zamana ihtiyacım var Aspen.”
Elimi tutmak için
uzandı ve başıyla onayladı. “Sana zaman tanıyabilirim. Sadece… Bana da ayıracak
vakti bulmaya çalış yeter.” Bunun ne kadar sorunlu olacağını söylemek
istemiyordum, bu nedenle nazikçe elimi geri çekmeden önce sadece gülümsedim.
“Gitmem gerek.”
Odama girip, kapıyı
arkamdan kapatırken beni izliyordu. Zaman. Bu günlerde sürekli istediğim şeydi.
Yeterli zamanım olduğunda her şeyin hallolacağını umuyordum.
Devam Kitabı
Devamı olmalıydı ve oldu da. Böyle güzel bir hikaye bir kitapla bitmemeliydi zaten. 2. kitap çok daha akıcı olmuş, okuyucuya 3. kitabı da alma isteği uyandırıyor Öyle ki sonunu merak ediyorsunuz. Daha çok genç gruba hitap eden bir seri. Zevk alacağınızı umuyorum.
Puanım: B











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder