Yazar: Jamie McGUIRE
Orjinal Adı: Walking Disaster
Sayfa Sayısı: 472
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yabancı
Ayaklı Bela
Aşıksan başın belada!
Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı...
Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et.
Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Belada esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan?
Prolog
Alnında biriken
ter damlalarına ve güçlükle soluk alıp vermesine rağmen hasta gibi
görünmüyordu. Teninde alışık olduğum o yumuşak parlaklık yoktu ve gözlerinin
ışıltısı eskisi gibi değildi ama hâlâ güzeldi. Hayatımda göreceğim en güzel
kadın…
Eli yatağın
kenarından düştü ve bir parmağı titredi. Bakışlarım kırılgan, sararmaya
başlamış tırnaklarından incelmiş koluna, oradan da kemikli omuzlarına geçip
nihayet gözlerinde sabidendiler. Ancak incecik birer şerit kadar, orada
olduğumu bildiğini gösterecek kadar, açılmış göz kapaklarının arasından bana
bakıyordu. Bu huyunu çok seviyordum; bana baktığı zaman, gerçekten de beni görüyordu,
sadece beni görüyordu, ötemdeki bir şeyleri, mesela o gün yapması gereken
düzinelerce işi düşünmüyor ya da aptal hikâyelerimi dinlermiş gibi yaparken bir
yerlere dalıp gitmiyordu. O dinlerdi ve dinlemekten mutlu olurdu. Geri kalan
herkes başım sallayıp dinler gibi yapıyordu; o hariç. O her zaman beni
dinlerdi.
“Travis,” dedi,
boğuk bir sesle. Boğazını temizleyip dudaklarına belli belirsiz bir gülümseme
oturttu. “Gel buraya bebeğim, sorun yok. Gel bak’yim yanıma.”
Babam hemşireyi
dinlerken parmaklarıyla beni ensemden itti. Babam ona Becky diyordu. Eve ilk
defa birkaç gün önce gelmişti. Nazikçe konuşuyordu ve gözlerinde de iyilik var
gibiydi ama Becky’yi sevmemiş tim. Açıklayamıyordum ama onun burada olması
korkutucuydu. Yardım etmek için gelmiş olabileceğini biliyordum ama babam onun
varlığından bir sıkıntı duymasa bile burada olması iyi bir şey değildi.
Babam beni
itince birkaç adım ilerleyip anneme neredeyse bana dokunabileceği kadar
yaklaştım. “Her şey yolunda Travis,” diye fısıldadı. “Annecik sana bir şeyler
söylemek istiyor.”
Parmağımı
ağzıma sokup diş etlerime bastırarak oynadım. Başımı aşağı yukarı oynatınca
annemin küçük gülümsemesi büyüyormuş gibi oluyordu, onun için yanına giderken
büyük adımlar atmaya dikkat ettim.
Kalan gücünü
kullanıp bana daha yakından baktı sonra da derin bir nefes aldı. “Senden
isteyeceğim şey çok zor olacak oğlum. Yapabileceğini biliyorum çünkü artık koca
adam oldun.”
Başımı yeniden
sallayıp öyle hissetmesem de gülümsemesine gülümsemeyle karşılık verdim. O
kadar yorgun ve rahatsız görünürken gülümsemesi gerçekmiş gibi gelmiyordu ama
cesaret onu mutlu ediyordu dolayısıyla ben de cesur davrandım.
“Travis, sana
söyleyeceğim şeyleri dinlemeni ve daha da önemlisi hatırlamam istiyorum. Bunu
yapman çok zor olacak. Üç yaşımda yaşadıklarımı hatırlamaya çalışıyordum ve…”
Sözünün devamını getiremedi, bir an için ağrısı artmıştı.
Becky, “Ağrı dayanılmaz
mı oldu, Diane?” deyip anneme damardan bir iğne yaptı.
Birkaç saniye
sonra annem rahatladı. Bir nefes daha alıp yeniden başladı.
“Bunu anneciğin
hatırına yapabilir misin? Az sonra söyleyeceklerimi hatırlayabilir misin?” Bir
kere daha başımı sallayınca elini yanağıma getirdi. Cildi çok sıcak sayılmazdı
ve titremeye başlayıp yatağa düşmeden önce elini yanağımda sadece birkaç saniye
için tutabildi. “Önce şu; üzgün olmak ve hissetmek kötü bir şey değildir. Bunu
hatırla. İkincisi şu; olabildiğince uzun süre çocuk kal. Oyun oyna Travis, zevzek
ol” -gözleri buğulandı- “sen ve kardeşlerin birbirinize bakabilirsiniz ve
babanıza. Büyüyüp başka bir yere taşındığınızda bile eve dönmek önemlidir.
Tamam mı?”
Başımı aşağı
yukarı sallayıp çaresizce onu memnun etmeye çalıştım.
“Yakın
bir zamanda âşık olacaksın oğlum. Öylesine bir kıza kapılma. Kolay lokma
olmayan kızı seç, uğruna mücadele etmen gereken kızı ve sonra da asla mücadele
etmeyi bırakma. Asla/’ -derin bir nefes aldı- “istediğin şey için mücadele etmeyi
bırakma. Ve asla,” -kaşlarını çattı- “anneciğinin seni sevdiğini unutma. Beni
göremesen bile.” Bir gözyaşı yanağından aşağıya süzüldü. “Ben seni daima, daima seveceğim.”
Kesik kesik
nefes alıp ardından öksürdü.
Becky, “Tamam,”
deyip komik görünüşlü bir şeyi kulaklarına soktu ve ardından annemin göğsüne
dayadı. “Dinlenme vaktin geldi.”
“Vakit yok,”
diye fısıldadı annem.
Becky babama
baktı. “Fazla zamanı kalmadı, Bay Mad- dox. Diğer çocukları da veda etmeleri
için getirseniz iyi olur.”
Babamın dudaktan
sert bir çizgi halinde kasıldılar ve başını salladı. “Ben hazır değilim,” dedi
hıçkırıkların arasından.
“Karını
kaybetmeye hiçbir zaman hazır olmayacaksın, koruduğu gibi. Thomas, “İyi
görünmüyor” dedi.
Babam boğazını
temizledi. “Anneniz uzun süredir çok hastaydı, çocuklar. Ve artık zamanı…
zamanı…” sözünü bitiremedi.
Becky anlayışlı
küçük bir gülümsemeyle sözü babamdan devraldı. “Anneniz son günlerde yemeden
içmeden kesildi. Vücudu kendini bırakıyor. Bunun çok zor olduğunun farkındayım
ama annenize onu sevdiğinizi ve onu özleyeceğinizi ve onun artık gözü arkada
kalmadan gidebileceğini söylemeniz lazım. Gözünün arkada kalmasına gerek olmadığını
bilmesi lazım.”
Kardeşlerim
aynı anda başlarını salladılar. Ben hariç hepsi. Ben onun gözünü üstümde
hissetmek istiyordum. İsa’nın onu çağırıp çağırmaması umurumda değildi. O benim
anneciğimdi. İsa yaşlı bir anneyi alsındı. Bakması gereken küçük çocuktan
olmayan bir anneyi. Bana söylediklerini hatırlamayı denedim. Kafamda
birleştirmeye çalıştım: Oyna. Babanı ziyaret et. Sevdiğin şey için mücadele et.
Son kısmı beni rahatsız etmişti. Annemi seviyordum ama onun için nasıl mücadele
edeceğimi bilmiyordum.
Becky babamın
kulağına eğildi. Babam başını salladı ve ardından kardeşlerime bakıp,
“Evlatlarım. Şimdi annenize veda edeceğiz; Thomas, vedalaşma bitince
kardeşlerini yataklarına yatır. Sonrasını görmelerine gerek yok.”
Thomas, “Evet
efendim,” dedi. Cesur numarası yaptığını biliyordum. Bakışları en az benimkiler
kadar hüzünlüydü.
Thomas bir süre
annemle konuştu, sonra Taylor’la Tyler kulaklarına bir şeyler fısıldadılar.
Trenton onu kucaklayıp uzun süre ağladı. Herkes ona huzur içinde bizi bırakıp
gidebileceğini söylüyordu. Ben hariç herkes. Annem bu defa söylenenlere
karşılık vermedi.
Thomas elimden
çekip beni yatak odasından çıkarttı.
Koridora gelene
dek geri geri yürüdüm. Annem sadece uykuya dalacakmış gibi düşünmeye çalıştım
ama başım dönüyordu. Thomas beni kaldınp merdivenlerden üst kata taşıdı.
Duvarların ardından babamın feryatları gelmeye başlayınca hızlandı.
Thomas, “Sana
ne dedi?” diye sordu, küvetin musluğunu açarken.
Yanıt vermedim.
Onun sorusunu duydum ve annemin bana söylediklerini de hatırlıyordum ama
gözlerim ağlamayı, ağzım da konuşmayı unutmuş gibiydi.
Thomas toprak
lekeli tişörtümü, şortumu ve Thomas marka iç çamaşırlarımı çıkartıp yere attı.
“Küvete girme
zamanı geldi ufaklık.” Beni yerden kaldırıp sıcak suyun içine oturttu, kumaş
parçasını ıslatıp başımın üstünde sıktı. Gözümü kırpmadım. Yüzüme su gelmesinden
nefret etsem de silmek için kılımı bile kıpırdatmadım.
“Dün annem
ikizlere ve babama bakmamı söyledi.” Thomas ellerini küvetin kenarına koyup
çenesini de ellerinin üstüne koydu. “Ben de öyle yapacağım Trav, tamam mı? Sana
bakacağım. Onun için, endişelenme. Hepimiz annemi özleyeceğiz ama korkma. Sana
söz veriyorum, her şeyin yolunda gitmesini sağlayacağım.”
Başımı
sallamayı istedim ya da ona sarılmayı, ama hiçbir uzva söz geçiremiyordum.
Annem için mücadele etmem gerektiği halde üst katta su dolu bir küvette bir
heykel kadar kıpırtısız oturmuş duruyordum. Daha şimdiden onu hayal
kırıklığına uğratmıştım. Vücudum çalışmaya başlar başlamaz, bana söylediği
bütün o şeyleri yapacağıma içimden söz verdim. Hüznüm kaybolduğunda durmadan
oynayacak ve hep mücadele edecektim. Sonuna kadar.
Birinci
Bölüm
Güvercin
Kahrolası
akbabalar. Seni saatlerce bekleyebilirlerdi. Günler boyunca, geceler boyunca.
Sana baktıklarında içini görürler, ilk hangi parçanı çekip koparacaklarına
karar vermeye çalışırlardı, en leziz, en yumuşak parçana göz dikerler bazen de
sadece en kolay nereye erişirim diye bakarlardı.
Bilmedikleri,
beklemedikleri şey ise kurbanın rol yapmasıydı. İşte böyle bir durumda da kolay
lokma olan akbabalardı. Tam yapmaları gereken tek şeyin sabırlı olup arkalarına
yaslanmak ve göçüp gitmeni beklerken keyif yapmak olduğunu düşünürlerken, sen
onlara saldırmalıydın. O anda gizli silahını çıkartmalıydın; statükoya hiç
saygı duymamak; dünyanın düzenine teslim olmayı reddetmek.
O anda onları
umursamazlığının şiddetiyle şoke ederdin.
Çember’deki bir
rakip, hakaretleriyle zayıf noktalarını bulmaya çalışan hıyarın teki, seni
kendine bağlamaya çalışan bir kadın; hepsinde işe yarıyor.
Çok küçük bir
yaştan itibaren hayatımı bu şekilde yaşamak için bilhassa özen gösterdim. Şu
ruhlarını kendilerine gülümseyen ilk hazine avcısı acuzeye veren yufka yürekli
geri zekâlılar tamamen yanılıyorlardı. Ama bir nedenden ötürü sürünün tersine
giden bendim. Kara koyun bendim. Bana soracak olursan zor olan onlann yoluydu.
Duyguları dışarıda bırakıp yerine hissizlik ya da öfkeyi -ki kontrol etmesi
daha kolaydı-geçirmek kolaydı. Kendine bir şeyler hissetme izni vermek insanı
incinebilir hâle getiriyordu. Bu hatayı kardeşlerime, kuzenlerime ya da
arkadaşlarıma ne kadar açıklamaya çalışırsam çalışayım bana şüpheyle
yaklaştılar. Onları zerre kadar umursamayan, becer-beni- topukluları giymiş
salak bir şıllık için ağladıklarını ya da geceleri uykusuz kaldıklarım ne kadar
sık görsem de bunu niye yaptıklarını anlayamıyordum. Kalbinin bu denli kırılmasına
değecek kadınlar onlara âşık olmana hemen öyle kolay izin vermezlerdi. Ok
geceden koltuğunun üstünde domalmazlar ya da onları yatak odasına çekmene razı
gelmezlerdi; öyle kolay değillerdi.
Teorilerim
umursanmadı çünkü dünyanın düzeni böyle değildi. Çekim, seks, aşk, sevgi ve
ardından kalp kırıklığı. Mantıklı düzen buydu. Hep böyleydi.
Ama benim için
değil. Hiç yolu yok hocam.
Uzun zaman önce
yoluma bir kumru çıkana dek akbabalarla besleneceğime karar vermiştim. Bir
güvercinin gelmesini bekleyecektim. Kimseye ayak bağı olmayan, sadece kendi
işine bakıp ihtiyaçları ve bencilce alışkanlıklarıyla başkalarını aşağıya
çekmeden hayatını sürdürmeye çalışan biri. Cesur. İyi iletişim kuran. Zeki.
Güzel. Tatlı dilli. Hayat boyu eşin olabilecek bir canlı. Sana güvenmek için
bir nedeni olana dek elde edilemeyen birisi.
Apartmanımın
açık kapısının önünde durmuş sigaramın son küllerini silkerken, Çemberde
gördüğüm pembe kaşmir yeleği içindeki kız geldi aklıma. Düşünmeden ona Güvercin
demiştim. Onu o an olduğundan da huzursuz edecek aptal bir takma addı. Al al
olmuş yüzü ve kocaman açılmış gözleriyle dışarıdan bakıldığında masum görünmüştü,
ama bunun sadece kıyafetinden kaynaklandığını anlamıştım. Boş gözlerle oturma
odasına bakarken kendimi zorlayıp kızı düşünmeyi bıraktım.
Megan koltuğuma
uzanmış televizyon izleyip pinekliyordu. Sıkılmış gibi görünüyordu ve ben de
dairemde hâlâ ne aradığını merak ettim. Genelde onunla işim bittikten sonra
ıvır zıvırını toplayıp giderdi.
Sokak kapısını
itince gıcırdadı. Boğazımı temizleyip sırt çantamın saplarını tuttum. “Megan.
Ben çıkıyorum,”
Oturup gerindi,
sonra da fazlasıyla büyük el çantasının zincirini tuttu. O çantayı dolduracak
kadar eşyasının olduğunu sanmıyordum. Megan gümüş renkli zincirleri omzuna
geçirdi ve ardından dolgu topuklu ayakkabılarını giyip acele etmeden kapıdan
çıktı.
Bana bakmadan,
“Canın sıkılırsa mesaj at,” dedi. Devasa güneş gözlüklerini takıp kendisini
yollamış olmamdan hiç etkilenmeden merdivenlerden indi. Megan’ın beni sıklıkla
ziyaret eden az sayıdaki kadından biri olmasının temel nedeni bu
umursamazlığıydı. Bir ilişkimiz olsun diye ağlanıp sızlanmaz, kapris yapmazdı.
Aramızdakini olduğu gibi kabul eder ve işine bakardı.
Harley’yim
sonbahar sabahının güneşinde panldıyordu. Megan’ın apartmanımın otoparkından
çıkmasını bekledim, sonra da merdivenlerden koşarak inerken ceketimin fermuarını
çektim. Dr. Rueser’in beşeri bilimler dersi yanm saat içinde başlayacaktı ama
geç kalmamı umursamıyordu. Eğer onun carımı sıkmıyorsa, oraya gitmek için
kendimi perişan etmenin bir anlamı da yoktu.
Arkamdan bir
ses “Bekle!” dedi.
Shepley, üstü
çıplak bir halde dairemizin kapışırım önünde durmuş, tek ayağının üstünde
dengede durup…
Tatlı Belayı
okudunuz, etkisinde kaldınız, tekrar o duyguyu yakalamak açısından devam
kitabının olması tam isabet. Ayaklı BELA hiç yabancı gelmiyor, farklı bir olay
anlatılmıyor!
Olayları bu kez
esas oğlandan dinliyoruz. Öyle ki Travis Maddox ağzından kitabı okumak daha
güzeldi, hiç sıkılmadan aynı heyecanı yakaladım. Çünkü ilk romanda Travis in
olduğu boşluklar vardı ve bu kitapta o boşluklar doldurulmuş.
Bence tatlı Bela
dan önce Ayaklı BELA çıkmış olsaydı daha çok ses getirirdi, E-Mİ-NİM:) Kitabın birde filmi yapılacakmış. Adaylar belli oldu. Travis Maddox karakteri için benim tercihim Colton HAYNES:)) Zaten tercihler arasında en çok oyu da Colton HAYNES almış.
Ne diyelim İnşallah seçilir de filmden de aynı zevki alırız.
Puanım: A+
Serseri
Duygusal
Aşık
Karakteri tamamlıyor;)














Hiç yorum yok:
Yorum Gönder